ADIMIZDAN ÖNCE DAVAMIZI SORACAKLAR

 



Bu sürgün hiç bu kadar ağır gelmemişti bedenime. Muazzam bir hayat telaşında kaybolup gidiyoruz, kulağımıza ezan okunduğu andan beri. Tarifi zor belki ancak tarif etmek imkansız değil çünkü aynı mayadanız hepimiz, hepimiz dünya denen bu sürgündeyiz ve muazzam bir hayat telaşında kaybolup gidiyoruz... İleriye doğru attığımız her adımda anılarımız, acılarımız, bizi biz yapan yaşantımız bir sis bulutunda kalıyor, her bir adımda daha da bilinmezliğe yürüyor insanoğlu.

Bir ah çeksek tüm ömr-ü derdimizi sığdıracağımızı sanıyoruz ancak yine dinmiyor gamımız... Tefekküre sadece 3-5 dakika ayırsak dahi algılayamıyoruz geçen zamanı; aşklar, evlilikler, doğumlar, ölümler, yeni iş, terfi, kovulma, kaygılar... Ve geçen zaman ve tükenen ömür... Bu alaca hastalığa bir çaremiz yok. Ruhumuzun yaratıldığı bilmem kaç milyar yıllık bir hasrete gebe üfleniyoruz 120. günde, hepimiz anlasakta, anlayamasakta yuva hasretiyle gam çekiyoruz bu suni ve ilelebet sürmeyecek yaşamda.

Gökyüzünün kandilleri bulutlu havalarda nasıl görünmüyorsa, yeryüzünün kandillerini de göremiyoruz göz denen bulutla bakınca, Göz perde, gamlı gönül perde, el perde, akıl perde, varlık perde... Allah'ım perdelerden perdeleri kaldıracak olan sensin, yeryüzünün halifesi olarak gönderdiğin bu insanı elbette başıboş bırakmayacak sensin. Kap doldu, kap taştı, bir yanımızda dik yamaçlardan sert akan azgın şelalelere karşı duran deli cesareti, bir yanımızda ise dingin sularla yıkanmayı bekleyen tükenmiş ömür...

Hayatın denge terazisinin ayarlarını kurcalıyoruz çoğu zaman... Ne yaparsak yapalım zaman denen kılıca eğmek zorunda kalıyoruz boynumuzu, elimizde değil. Kanımıza hükmetmek, nefesimize hükmetmek ve tüm bedenimize dahi hükmetmek elimizde değil, bedenine dahi hükmedemeyen, onun dahi sahibi olamayan insan nedir ve neden kendini ilahlaştırır? Neden geçici olan bu heva ömrü heba etmeye kalkışır, hadi nefs ahmak, şeytan mel'un, ya insan, ya akıl, ya kalp...

     İçimizde akan ırmakları taşıyor bedenimiz. Benim ve hiç kimseciklerin bilmediği; içimizde akan o ırmaklara insan nasıl ulaşır? Bir duyuş, bir dokunuş, bir fısıltı ile mi... Kalplerimizi yaralayan böylesi bir dünya, ne için yaşanmaya değer, ne için taşıyoruz cesedimizi oradan oraya, akşam vakti vecde gelip sabahları münafık uyanmak için mi tüm çabalar? Anlayamadığımız belki de anlamak istemediğimiz şu; çabamızdan önce davamızı soracaklar, ne kadar hızlı koştuğumuzu değil davamızı soracaklar, makyaj vloglarımızı değil, sosyal medya takipçi sayımızı değil, beğeni butonu çökerten postlarımızı değil, muhakkak onları da soracaklar ancak adımızdan önce davamızı soracaklar... 


12 yorum:

  1. Kalbimizi o kadar çok dünyaya bağlamışız ki. Ölüm ve ötesini düşünen yok. Nefsin emrinde hayatlarımız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef ki öyle... Aslında ilaç belli, doktor belli, yapılacaklar belli ancak insan ahmaktır...

      Sil
  2. Keşke günlük hayatın hayhuyuna bu kadar kapılmasak...Derin ve güzel bir sorgulama oldu, teşekkürler 🌸

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nefis azgın bir hayvan gibi, hileleri de çoktur. Dikkat etmek lazım. Yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
  3. Arkadaşım, yazdığın yazıyı okudum ve çok etkilendim. Yazıda, insanoğlunun bu dünyadaki varoluşu ve anlam arayışı üzerine derin ve samimi bir bakış sunuyorsun.

    Yazının başında, dünyayı bir sürgün yeri olarak görüyorsun. Bu bakış açısı, insanlığın bu dünyadaki geçiciliğine ve ölümlülüğüne vurgu yapıyor. Bu farkındalık, insanın hayatını anlamlı kılan bir amacın peşinden koşmasına neden oluyor. Ancak, bu amaç arayışı içinde insan çoğu zaman kendini kaybolmuş hissediyor.

    Yazının devamında, insanın bu kayboluşuna dair bazı nedenleri ele alıyorsun. Bu nedenler arasında, hayatın koşuşturması, anıların ve yaşantının sis bulutunda kaybolması, zamanın farkında olunamaması ve ölüm korkusu sayılabilir.

    Yazının sonunda, insanoğlunun bu dünyadaki amacını sorguluyorsun. Bu amaç, insanın içindeki ırmaklara ulaşarak, kendini keşfedip, kendi davasını bulmakla mümkün olabilir.

    Yazını çok beğendim. Yazının dili akıcı ve etkileyici. Düşüncelerin derin ve samimi. Bu yazıyı okuyan herkesin kendi hayatından bir şeyler bulacağına inanıyorum.

    Yazının bazı kısımlarını özellikle beğendim. Örneğin, "Gökyüzünün kandilleri bulutlu havalarda nasıl görünmüyorsa, yeryüzünün kandillerini de göremiyoruz göz denen bulutla bakınca" cümlesi, insanın bakış açısının önemini çok güzel bir şekilde ifade ediyor.

    Yine, "Ne yaparsak yapalım zaman denen kılıca eğmek zorunda kalıyoruz boynumuzu, elimizde değil" cümlesi, insanın hayatın akışına karşı koyamayacağı gerçeğini çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

    Son olarak, "Anlayamadığımız belki de anlamak istemediğimiz şu; çabamızdan önce davamızı soracaklar" cümlesi, insanın bu dünyadaki amacının önemini çok güzel bir şekilde vurguluyor.

    Arkadaşım, yazdığın yazı için seni tebrik ediyorum. Umarım bu yazıyı daha da geliştirerek, daha geniş bir kitleyle paylaşırsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bize de mi yapay hocam ? 😀

      Sil
    2. ## Adımızdan Önce Davamız

      Kimliğimizi sormadan,
      Adımızdan önce davamızı soracaklar.
      Soyumuzu değil, duruşumuzu sorgulayacaklar.
      Hangi cephede yer aldığımızı,
      Hangi bayrağı taşıdığımızı merak edecekler.

      Soyut kavramlar değil,
      Somut adımlar soracaklar.
      Ne kadar sevdiğimizi değil,
      Ne kadar fedakarlık yaptığımızı sorgulayacaklar.

      Sözlerimizden çok,
      Eylemlerimize bakacaklar.
      Gözyaşlarımızdan çok,
      Terimizi soracaklar.

      Adımızdan önce davamızı soracaklar,
      Çünkü dava insandan önce gelir.
      Dava bir amaçtır,
      İnsan ise araç.

      Dava uğruna yaşanır,
      Dava uğruna ölünür.
      Dava bir bayraktır,
      Dava bir vatan toprağıdır.

      Adımızdan önce davamızı soracaklar,
      Çünkü dava ölümsüzdür.
      İnsanlar gelip geçicidir,
      Dava ise sonsuza dek kalıcıdır.

      Sil
    3. Yeni yazılarınızı bekliyoruz Muharrir Bey...

      Sil
  4. "Her şeyden önce davamız sorulacak." Bu cümleye takıldım ben nedense. Aslında yazıyla pek alakası olmamasına rağmen benim aklıma başka şeyler getirdi. Bunu düşünmeden edemedim. Çünkü her şeyi bıraktık bunu düşünüyoruz nedense.

    - Müslüman mısın?
    - Ehli sünnet misin?
    - Eyvallah kardeşim.
    Diyen yok.

    - Şucu musun?

    Önce davadan sorulacak cümlesi işte bana bunları hatırlatıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef... Bizim acilen neyi kaybettiğimizi hatırlamamız gerekiyor. Davadan kasıt elbette islam davasıdır. Her ne olursa olsun bir müslümanın başka davası olmamalı diye düşünüyorum. Yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
  5. bizim ülke gündelik telaşta herkesin işi acil ama ülke pahalılıktan işsizlikten kırılıyor yani herkes boşa koşturuyor, sokaklar insan dolu. avrupa ise sakin ve yollar bomboş, herkes işinde :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu buraya nasıl geldi bilmiyorum ama bunların hepsi gelip geçici Deep... Biz asıl davamız için çalışalım :) Yorumun için teşekkürler.

      Sil